Tarihsel Yönü İle Anıt Ağaçlar (5)

Tarihsel Yönü İle Anıt Ağaçlar (5)

Kimi toplumsal coşkuları veya toplum belleğinde iz bırakan bireysel olayların anısını da yaşatır anıt ağaçlar. Günümüzde özellikle Bursa, Edirne ve İstanbul'un tarihsel ve kutsal mekânlarını süsleyen pek çok yaşlı ağaç, adeta Osmanlı Tarihi'nin belirli dönemlerinin kilometre taşı gibidir. Esasen bugün çevremizde gördüğümüz anıt ağaçların onlarcası, günümüze kadar gelebilme şansını bizzat içinde yer aldıkları ya da yakından tanık oldukları bu olaylara borçludur. Yaşadıkları yüzlerce yıl içinde tanık oldukları onlarca toplumsal olayın anısını bugüne taşıdıkları içindir ki, toplum bu ağaçlara saygı ve hayranlık duymaktadır. Gördükleri işlevin öneminden ve toplum nezdindeki saygınlığından ötürü de bu ağaçlar korunmakta ve alınabilen her türlü önlem ile ömürleri olabildiğince uzatılmaya çalışılmaktadır.

Cami, mescit, medrese, saray, kervansaray ve imarethanelerin çevrelerindeki ağaç türleri incelendiğinde, çınarın Osmanlı için özel bir anlam taşıdığını görüyoruz. Sözgelimi, saltanatın ilk yıllarında başkent Bursa'da her tarafın çınar ve serviler ile süslendiğini, bu iki türün devlet gücü ve sonsuzluğu simgesi olarak algılandığını anlıyoruz. Nitekim devlet erkânına ait türbe ve hazirelerde, ünlü cami avlularında ana öğe çınar ve servidir. Ulucami avlusunda, Muradiye Külliyesi'nde, Sultan Osman ve Orhan'ın türbelerindeki anıt çınarlar bu düşüncenin kanıtıdırlar.

Kimi tarihçiler, Osmanlı ile çınar arasındaki ilişkinin temelini imparatorluğun kurucusu Osman Bey'in gördüğü bir düşe bağlamaktadır. İmparatorluğun ilk günlerini anlatan Kuruluş Destanı'nda belirtildiğine göre, genç cengâver Osman Bey, bir gün toprak komşularından Şeyh Edebali'nin evine konuk olur. O gece gördüğü düşünde şeyhin göğsünden doğarak yükselen bir ay, ışıklar saçarak Osman Bey'in göğsüne girer. Ay'ın girdiği yerde bir çınar ağacı yeşerir. Süratle büyür ve etrafına uzattığı dallar ile ulu bir ağaç olur. Dağlar, ovalar, dereler, akarsular bu ulu ağacın gölgesi altında kalır. Bu mistik düşü yorumlayan şeyh, Osman Bey'e dünyaya hükmeden bir devlet kuracağını müjdeler.

Hiç kuşkusuz, Osman Bey'in bu düşünü ve Şeyh Edebali'nin bu düşe getirdiği yorumu, Orta Asya ve Altay Türk Boyları'nın şaman inanç sistemindeki yeraltı, yeryüzü ve gökyüzünü birleştiren kozmik hayat ağacı imajının, şuur altındaki bir yansıması biçiminde anlamak gerekir. Belki de, Osman Bey'in ruh halinin ve ait olduğu toplumun yaklaşık 300 yıl önce terk ettiği inanç sisteminin dışavurumu olan bu rüyanın etkisiyle olsa gerek, Osmanlı Hanedanı'na mensup tüm devlet adamları kurdukları imparatorluğun belirli dönüm noktalarını toplum belleğine kazımak için olayın geçtiği yerlere çınar ve servi ağaçları dikmişlerdir. Haklarında anlatılan öykülerden ötürü kimi mistik özellikler de taşıyan bu ağaçlara ilişkin örnekler aşağıda verilmiştir (ASAN 1999; 2007; 2009).

1- Kavaklı Camii Çınarı

Osmanlı döneminde dikilen ve bugün yaşayan anıt ağaçların ilk örneğini diktiği çınar fidanı ile Osman Bey vermiştir. Yazılı belgelere göre olay şöyle gerçekleşmiştir: Bir seferi zaferle sonuçlandıran Orhan Gazi, kazandığı galibiyeti kutlamak için bir şölen düzenler. Şölen sırasında devlet erkânının tebriklerini kabul ederken, babası Osman Gazi'nin gelmediğini fark ederek içi burulur. Oğlunun üzüntüsünü hisseden baba, sırtında taşıdığı bir çınar fidanını getirip kendi eliyle ordugâhın bulunduğu yere diker ve oğlunun gönlünü alır. Daha sonra buraya inşa edilen bir cami adını bu çınardan almıştır. Çınarın halk arasındaki adı kavak olarak bilindiği için, caminin adı günümüzde "Kavaklı Camii" olarak anılmaktadır.

2- Eskici Baba Çınarı

Orhan Camii avlusundaki Eskicibaba Çınarı, bu konuda verilebilecek bir başka örnektir. A. Hamdi TANPINAR'a ilham kaynağı olan bu ağaçla ilgili söylentilere göre camide müezzin olarak görev yapan zat, bu ulu çınarın kovuğunda yaşamakta ve boş zamanlarında ayakkabı tamir etmektedir. İleri yaşına kadar tek başına burada yaşayan müezzin, bir akşamüzeri girdiği kovukta kaybolduğundan, ağaca "Eskici Baba Çınarı" adı verilmiştir.

3- Alüfeli Çınar

Osmanlı'nın çınarla ilişkisine verilecek bir başka örnek Alüfeli Çınar'dır. Bulunduğu semte adını veren bu çınar 16,3 m. çevreye sahiptir. Yıldırım Beyazıt zamanında dikilmiştir. Tahta çıkan Osmanlı padişahları ulufe dağıtımını bu ağaç altında yaptıkları için, sahne olduğu bu törenlerden ötürü adı "Ulufeli ya da Alüfeli Çınar" olarak anılmaktadır. Osmanlı'nın bu geleneği; ağacın dikimiyle ilgili ilginç bir öyküye dayanmaktadır. Anlatılanlara göre; çıktığı bir seferden bol ganimetle dönen Yıldırım Beyazıt, zaferin anısına o yıl doğan tüm erkek çocuk analarına ömür boyu maaş bağlanmasını emreder. Fermanı duyan yaşlı bir kadın padişah huzuruna çıkarak kendisine maaş bağlanmasını ister. Bu talebi yersiz bulan padişah, "Ana sen nasıl çocuk doğurursun?" diye sorunca, yaşlı kadın "Evet, senin için bir oğul doğuramadım ama şanın için bir çınar diktim." diye cevap verir. Bu yanıttan hoşnut kalan padişah yaşlı kadına da maaş bağlanmasını emreder (ASAN 1992).

Nilüfer Çınarı olarak da anılan Alüfeli Çınar'ın 1936 yılında çekilen bir fotoğrafı Fotoğraf 31'de verilmiştir. 12 Aralık 1936 tarihinde bu çınar da yapılan tespite göre ağacın toprak seviyesine yakın bir yerindeki çevresi 21 m. olarak ölçülmüştür (YUND 1940 s. 116).

4- Eyüp Sultan Çınarı

Osmanlı tarihinde günlük olayları kaydeden Vakanüvislere göre, İstanbul kuşatmasının en sıkıntılı günleridir. Uzayan kuşatmanın getirdiği gerginlik hem genç sultanı hem de devlet erkânını etkilemektedir. Yeniçerinin moralini yükseltmek ve kuşatmanın uzatılmasından hoşnut olmayan serasker ile vezirlerin huzursuzluğunu gidermek için bir olay düşleyen padişahın aklına Eyüp el Ensâri gelir. İstanbul'un Araplar tarafından kuşatılması sırasında şehit düşen ve İslam âlemi için değerli olan bu muhterem zatın yattığı yer o ana kadar bilinmemektedir. Bu kabrin bulunmasının asker üzerinde iyi bir etki bırakacağını uman Sultan, hocası Akşemsettin'den kabrin yerini belirlemesini ister.

Bizans kayıtlarında o zamanki adı "Cosmidion" olarak anılan ve imparatorluk tacının patrik elinden giyildiği yer olarak bilinen bu kabir yerinin kayboluş öyküsü de çok ilginçtir. Reşat Ekrem Koçu tarafından verilen ve İslam kaynaklarına dayandığı belirtilen bilgilere göre Hâlid bin Zeyd, seksenin üzerindeki yaşına aldırmadan, salt İslâm dinamizmini canlı tutma uğruna Yezid komutasındaki Arap ordusu ile Bizans surlarına dayanan bir devlet büyüğüdür. Kuşatma sırasında hastalanarak ölen bu zat, kendi vasiyeti ile İslam ordusunun ulaşabileceği en uç noktaya gömülür. Ancak, kuşatma kalktıktan ve Arap Ordusu kendi ülkesine çekildikten sonra mezar yerinin Bizanslılar tarafından bulunmaması gerekmektedir. Yezid bu düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla süvari birliklerine emir verir ve kabir yeri ile beraber etrafındaki geniş bir alan da atlara çiğneterek kabrin bulunduğu uç noktayı belirsiz hale getirir (KOÇU).

Fatih Sultan Mehmet, hocası Akşemsettin'i Topkapı civarında kurduğu kırmızı atlas otağına davet ederek kendisinden işte bu kabri bulmasını ister. Akşemsettin kabir yerini kimi mistik belirtiler yardımıyla saptar ve bulduğu yere bir çınar fidanı dikerek padişaha haber verir.

Hocasının sezgilerinden emin olmak isteyen Sultan, silâhtarağayı yanına çağırarak dikilen fidanın yerin değiştirmesini ve sökülen yere kendi yüzüğünün bırakılmasını emreder. Emir harfiyen uygulanır. Ertesi gün, bir bölüm devlet erkânı ile olay yerine gelen padişah, Akşemsettin'den kabir yerini kendisine göstermesini ister. Akşemsettin hiç tereddüt etmeden ilk bulduğu yere gider ve çınar fidanının dikili olduğu yere bakmaksızın "Kabrin yeri burasıdır" der, inancını pekiştirmek isteyen Padişah'ın "Emin misin hocam?" diye üstelemesi üzerine Sultan'ın kuşkusunu hisseden Akşemsetttin "Elbette eminim, işte burada, toprak içinde bir yüzük görüyorum, iki kulaç derinde de mezar taşı görüyorum" der, olay karşısında tüm şüphesi yok olan genç sultan, fidanı gerçek yerine diktirmek ister. Ancak Akşemsettin "Bırakın çınar yerinde kalsın. Orası da kutsal bir mahaldir. Eyüp el Ensâri orada gasledilmiştir" der.

Bugün Eyüp Sultan Camii'nin dış avlusunda bulunan bu çınar, sahip olduğu boyutlar ve gövdesinde taşıdığı görkemli urlar ile kendisini izleyenlere bebekliğinde yaşadığı tarihsel olayın gururunu yaşatmaktadır.

Osmanlının çınara olan bu ilgisi diğer devlet erkânına da yansımıştır. Köşk, cami, medrese ve imarethane gibi özel yerleri veya topluma açık binaları inşa ettiren vezir ve sadrazamlar, bu yapıtların avlu ve bahçelerini çınar ağaçları ile süslemişlerdir. Keza, kendi dönemlerindeki mesire yerlerini de yine çınar ağaçları ile donatmışlardır. Bir taraftan Osmanlı Hanedanı, bir taraftan zengin devlet erkânı, Osmanlı Devleti'ne başkentlik etmiş Bursa, Edirne, İstanbul'u çınar ağaçları ile donatmışlardır. Nitekim 300-500 yaşa ulaşmış, sahip olduğu boyutlar ve görkem ile bulunduğu yerin simgesi olmuş yüzlerce çınarı bugün bu üç şehrin her tarafındaki cami ve türbelerde, saray bahçelerinde ve Göksu, Beykoz, Emirgan ve Büyükdere gibi eski ünlü mesire yerlerinde görmek mümkündür.

5- Kırımlı Çınarları

Çatalca ilçesi Subaşı Köyü, Kırım'dan gelen göçmenler tarafından kurulmuştur. Kırım Tatarları'nın Balkanlar'a ve Anadolu'ya göçü, 1771 yılındaki Rus İstilâsı ile 1772 yılında başlamıştır. Şahin Giray'ın, 1777'de Rusların desteğiyle Kırım tahtını ele geçirmesiyle kendi topraklarında esir durumuna düşen Türkler kâfir diye nitelendirdikleri Şahin Giray'ın hanlığını kabul etmedi. Çok sayıda Kırım Türkü kurtuluşu, o zamanlarda da "Ana Vatan" kabul edilen Anadolu'ya sığınmakta buldu. Sayıları 100 – 300 bin arasında değişen ve farklı tarihlerde dalgalar halinde gelen göçmenler Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerine yerleştirilmiştir. Bereketli topraklarını ve sahip oldukları zenginliği terk eden Kırımlılar, Anadolu topraklarının yanı sıra, Osmanlı idaresindeki Balkanlar ve Rumeli'ye de göç etti. Köy, Kırım'dan gelen göçmenler tarafından kurulduğu için, Subaşı Köyü'nde bulunan bu iki çınar 300 yıl civarındaki yaşı ile köy tarihini başından beri izleyen canlı bir tanık konumundadır.

6- Çakıllı Çınarı

Osmanlı tarihine tanıklık eden bir başka çınar da Kırklareli ili Vize ilçesinin Çakıllı beldesinde bulunmaktadır. Rumeli'ye sefere çıkan Osmanlı Ordusu'nun ilk durak yerinde bulunan bu ağacın pek çok sefere tanıklık ettiği bilinmektedir.

7- Darıca Çınarı

Yöresel tarihe tanıklık eden 1000 yaş üzerindeki ağaçlara ilişkin başka örnekler de mevcuttur Anadolu'da. Sözgelimi Darıca Belediye Parkı'nda bulunan bir anıt çınar bu konuda güzel bir örnektir. Osmanlı'da sonsuz otoritenin, kudret, nüfuz ve devlet gücünün simgesi olan ulu çınarlar, kıraç Anadolu'da su kaynaklarının müjdeleyicisidir. Dev bir şemsiyeyi andıran tepesiyle sıcak yaz günlerinde güneşe siper olurken gölgesi en serin köşedir ulu çınarın. Bulunduğu yere Osmanlı'dan çok önce geldiği anlaşılan Darıca Çınarı'nın da önceleri gür bir su kaynağının yanında sere serpe yaşam sürüp gittiği, insanlara huzur ve sükûn verdiği anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki, bulunduğu yer "Ayazma" olarak anılmaktadır. İslamiyet'in Anadolu'ya girmesi ile suları binlerce kişinin abdest tazelediği tarihsel bir kaynak olmuştur. 2013 yılı nisan ayında yaptığımız incelemeler sırasında anıt ağacın gövdesindeki kovuk bölümün, parka gelen halka müzik yapan müzisyenlere sahne olarak kullandırıldığı belirlenmiştir. Bu uygulamaya ağaca yapılan restorasyon çalışmalarından sonra son verilmiştir.

8- Yalvaç Çınarı

Bulunduğu yerin tarihine sessizce tanıklık eden anıtsal çınarlara Anadolu'nun hemen her kentinde rastlanılmaktadır. Bu bağlamda bir başka örnek Devlethan Camii'nin karşısında bulunan tarihi Yalvaç Çınarı'dır. Bu ağacın gölgesinde yıllardan beri yapılagelen sohbetler ve sosyal aktiviteler, Yalvaç'ın vazgeçilemeyen geleneklerinden biri olarak kabul edilmektedir (KELEŞ 2001). Birçok tarihi olaya tanıklık etmiş ve yüzlerce yıllık geçmişe sahip bu ulu çınar, hâlâ birçok insana gölgelik yapmakta olan bir doğal anıt niteliğindedir. Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 11.05.1992 tarih ve 1401 sayılı kararıyla koruma altına alınan ve bakımı Yalvaç Belediyesi tarafından yapılan çınarın etrafı çay bahçesi olarak kullanılmaktadır.

Osmanlı tarihine tanıklık eden anıt ağaçlar sadece yurdumuzun bugünkü hudutları ile sınırlı değil kuşkusuz. Karadağ, Makedonya ve Bosna-Hersek gibi, Osmanlı hâkimiyetinde uzun yıllar yaşamış olan ülkelerde de şanlı tarihimize tanıklık eden anıt ağaçlar mevcuttur. Makedonya Ohri'de kent merkezindeki meydana adını veren anıt çınar halk arasında "Osmanlı Çınarı" adı ile anılmaktadır. Ağaç üzerindeki levhada, 1967 yılında yapılan ölçümlerde çevrenin 18,8 m, yaşının 1100 yıl olduğu belirtilmektedir. Keza, Karadağ-Kotor'da Eski Ortaçağ Kenti içinde bir anıt karaağaç da yaklaşık 200 cm.lik çapı ile bu kentin Osmanlı dönemindeki çok sayıda tarihsel olaya tanıklık ettiğini ortaya koymaktadır.

Prof. Dr. Ünal ASAN


Not: Bu makalenin tam sürümü, proje kapsamında hazırlanan katalog-kitap içerisinde mevcuttur. Makale içerisinde adı geçen ağaçların resimlerine ve diğer görsellere elektronik katalog-kitap içerisinden ulaşabilirsiniz.